25 Mayıs 2012 Cuma

Cansuyunu beraber verelim mi ?



Selam sevgili blog arkadaşlarım..
Haftasonu geldi hatta ben tatilden döndüm akabinde kardeşim ziyaretimize geldi J
Hatta bir haftayı da geride bıraktık J uuuuvvv
Ben neler yaptım ??
Biliyorum pek zamanım olamıyor post hazırlamak için hatta bu konuda başarılı olduğumda söylenemez. Neyse gene de ısrarla çabalıyorum hadi bakalım :P

5 Mayısta başlayan tatilim 13 Mayısta bitti maalesef  Ankara’nın aksine muhteşem bir hava sıcacık deniz ve booool güneş vardı J

Geldikten sonraki haftasonunda da kardeşim ziyaretimize geldi onunla ilgili de postum hazır..Merak etmeyin hepsi yayına girmeyi bekliyor J

Ama şimdi ben sizi herhalde yazmaktan en çok zevk aldığım konulardan olan çiçeklerime götürmek istiyorum.

Hatırlarsanız aylar önce taşındığımız zamanlarda bahsetmiştim başıma gelenleri ve çok üzülmüştüm. Merak edenler buradan okuyabilirler.

Menekşem ölmek üzereydi ve Diken çiçeğimi de kaybetmiştim.
Şimdilerde menekşem yoğun çabalarım sonucu hayata döndü.
Hatta minik yaramaz arkadaş bile edindi.
Dört gözle o muhteşem çiçeğini tekrar görmeği bekliyorum J




Kadife çiçeğini bilmeyen yoktur aranızda.
Ben öylesine seviyorum ki bu çiçeği.Benim elimden tutuyor taa 20 yıl öncesine çocukluğuma götürüyor..O kendine özgü aromatik kokusu ise tek kelimeyle beni alıp götürüyor ya.Anlatamıyorum sanırım  L kısaca çok seviliyorsun tatlı çiçek J




İşte düşünceli bir arkadaşım var benim sağolsun laf arasında örnek verdiğim kadife çiçeklerini almış getirmiş iş yerine.Havalara uçtum evde hazırda boş saksım vardı hemen saksıların altlarına suyu geçirsin diye delikler açıp , diktim Kadifelerimi J








Ama çiçeklerim bunlarla bitmiyor.
Daha küçücük tohumken ekilen biber fidelerim Maşallah oldukça büyüdüler.Her sabah onların enerjine bakmak beni öylesine mutlu ediyor ki..
Sanırım biber vermeye başladıklarında (İnşallah) kıyamayabilirim L





Mavi saksıdaki çiçeğimiz fesleğen olur kendileri. Annem Mekke’den  tohumunu almış
Oda bize sürpriz yapıp çıktı J Gözünün içine bakıyorum severken desem yeridir.
Ve arkadaki de mis kokulu fesleğen…
Lütfen nazikçe okşayın ve hemen avucunuzu burnunuza değdirin J



Tv önündeki kaktüslerimse ben nereye onlarda oraya J
Nereleri nereleri  gezdiler J



Drecena da bana küsengillerden :P
Eski evde yerini bir türlü beğendirememiştim hatta mantar olmuştu minik ağacım
2 kere ilaçlamayla ve öhöm öhöm yoğun ilgimle geçti çok şükür J
Şimdilerde filizler çıkırdı çok sevimli öyle değil mi?



Sahneye en son assolistler çıkar hesabı bizim assolisti de en sona bıraktım J
Sevgili orkidem seni yaratan ne muhteşem yaratmış.
Arkadaşlar nazar değmesinden korkup o zaman post yapmamıştım ama şimdi paylaşabilirim nede olsa çiçekleri artık süresini doldurdu her an dökülmeye başlayabilir L
14 Şubatta gelmişti kendisi 3.5 aydır her gün iş yerimde kendisine yoğun bir sevgi aktarıyorum J



Sanırım o da beni sevdi çünkü aynı gün hani şu kadife çiçeklerini getiren arkadaşıma da bir orkide gelmişti zavallıcık onu da görüyorsunuz :P aynı cins değiller gerçi ama :=)


Evet sanırım çok uzattım lafı..Ama ne yapayım çiçekleri çok seviyorum.Bana çok güzel duygular veriyorlar..

Herkese hayırlı cumalar diliyorum
A.e.olun…

2 Mayıs 2012 Çarşamba

İlk ödülüm :)

                       Sevgili Ayşe yani bir kase lezzet :) bu güzel ödüle benide layık görmüş..
Çook teşekkür ederim Ayşecim :)

Yalnız bazı kuralları varmış :)
Şimdi onlara uyalım bakalım :P

1. Siz de 11 arkadaşınıza vereceksiniz bu ödülü.

O zaman bende bu ödülü :










gönderiyorum.

Evet arkadaşlar bende çok yönlü blogger olmanızı ve çok tatlı olmanızı ayrıca kutluyorum.
Link vererek yazdığım için yoruldum ve herkese gönderemedim :(

2. Ödül aldıklarını bloglarına gidip haber vermeniz gerekiyor.

Ödül vericez  birde teke tek haber mi verecekmişiz :))
Şaka şaka :)

3. Kendimizle ilgili 7 gerçek paylaşıyoruz.

Böyle bir mim yazdığımı hatırlıyorum merak eden arkadaşlara linkini verelim.
Ordan meraklarını gidersinler :))
Buyrun tıklayın :)

4. Size ödül veren kişiye teşekkür edin.

Ayşecim cicim teşekkür ederim :)


 











1 Mayıs 2012 Salı

Mıhlama (Kuymak)

Sallame
Tatil ne güzel şey  :P
1 gün çalışıp yine tatil olması ise bomba birşey :))
İşte sizle tatil sabahlarında yaptığımız kahvaltıdan birini paylaşmak istiyorum..

Geçen hafta 23 nisanın tatil olması ile gelen annemle Ankara da biraz
gezdik ve yöresel ürünlerin satıldığı Atatürk Kültür Merkezine uğradık..
Satndların birinden mıhlama peyniri,mısır unu ve tereyağı alıp
tarif bile bilmeden yapmaya çalıştık..

Tamam kabul ediyorum ilk denemem çok iyi değildi.
Ama sonrakiler gayet lezzetliydi..

Evet tarif çok basit.İş malzemelerde :P
Tereyağı eritip mısır ununu azıcık kavuruyoruz.Üzerine unumuzun miktarına göre 
suyumuzu katıp hamur kıvamına getiriyoruz..
Mıhlama peynirizide üzerini kapatacak kadar eklayip eriyene kadar karıştırıyoruz..
Ben tuzda ekledim.
Ve uzayıp sünmeye başlayınca mıhlamamız hazırdır :))


Peynirin erimeye başladığı an :))



Buradada nasıl uzadığını görüyoruz :))



 Ve kahvaltı masamızdaki yerini 
 midemizdeki yerini paylaşamıyorum :P


Ve yine Anacığımla yaptığımız kivi reçeli :)
Vişne reçeli gibi mayhoş tad sevenlere tavsiye edilir..Peynirle çok güzel gidiyor
:))
Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum
A.e.olun..



29 Nisan 2012 Pazar

Dubrovnik , kotor , cavcat gezi notlarım

Herkese merhaba..

Umarım herkesin keyfi yerindedir.Herkes sağlık sıhhat içindedir..

Bugün yine boool fotoğraflı hazırladığım gezi notlarımı yayınlayacağım.

Bu kez rotamız Hırvatistan'ın meşhur turistik bölgesi Dubrovnik..




Dubrovnik'e  Split yolu girişinde bu modern köprüden giriş yaptık.Sanırım Fransızlar yapmış..

Asma - germe sisteminde yapılmış.Ankara'da da üst geçitlerden bazılarında bu sistem kullanılmıştır..

Bence estetik açıdan gayet güzel ve gösterişli duruyor...


Dubrovnik Şehri orta çağda Venedik ve Fatih Sultan Mehmeti'in saldırılarına karşı kalınlığı 5 m olan surlarla çevrilmiş.

Şehri öyle bir korumuşlar ki!! Hala insan  kendini orta çağda hissediyor..



(Eski) Şehirde
 Kiliseleri, büyük çeşmesi , toplanma alanları , dükkanlar ve
 üzeri evlerin olduğu ara sokaklarından bir at arabasının dahi geçemeyeceği kadar küçük  , 
 değişik ve
bir o kadarda eski ve güzel

Tarım ve hayvancılıkla uğraştıklarını
sanmıyorum ama bu küçük şehri
korumak için çok çaba sarfetmişler.

Şehrin dışında yabancı tüccarları,
 ziyaretçileri , misafirleri 40 gün ağırladıkları karantina binası var ://

Burada Evliya Çelebide 40 gün kalmış.

Herhangi bir bulaşıcı hastalık veya başka bir rahatsızlığı
 olup olmadığını ancak bu şekilde
anlayabiliyorlarmış....


Para birimi Kuna
1 euro = 8 kuna kadar.
2 top dondurma aldık ve 6 euro verdik.
Aslında bizim yemeğe alışkın olduğumuz sütlü dondurmalar gibi değiller.
Sulu meyve suyu  gibi değişik bir tatları var :/




Arkamda gördüğünüz kalınlığı 5 m. olan surlar...



Dubrovnik'te 2. günümüze yağmurla uyandık.
Zaten küçük ve kolay gezilen şehirde sıkılacağımızı düşünüyorduk..
Fakat öyle olmadı..
Bir gezi teknesi ile Lokrum Adasına geçtik.



Şaşkınlık geçirmiş ben :((


Lokrum adasının tamamı milli park.Sahilleri, yemek yerleri , kafeleri ile yaşayan bir ada..



Ama ben bununla sınırlı kaldığını düşünüyordum ki...

Yolda birden önümüze çıkan canlılar beni fazlasıyla mutlu etti. 

Bunlar adanın her yerinde kedi gibi dolaşan tavuskuşlarıydı..




Onları elcağızlerimle besledim..

Amaç karınlarını doyurmak değildi elbette..

Herbirinin yanında dolaşan civciv kadar küçük yavrulardan bir tane kapmak ve çantama atıvermekti..

:))


Adanın ıssızlaşan bölümünde karşımıza çıkan yerse pek komikti.

Burası çıplaklar plajı

Evet halk Katolik onlarda buna karşılar ama turistler için yapılmasına engel olamamışlar..



hımmm
Yavrulardan kapamadık ama bakın ben ne buldum..

Hatta yaşasın akraba günü postumda size elbisemi tanıttığım
 fotoğrafa dikkatli bakarsanız belki bir yerlerden size tanıdık gelebilir :P


Adanın her yerinde inanılmaz cevbedici kokan bu zakkumların hastası oldum.

Kendi evime götürmek içinde çözüm yolları düşündüm ama koca ağaçları sığdıracağım valiz bulamadım :((

Buarada güneşte açmaya başlamış...

Şimdi ne yedik bölümü..
Ana meydanda saat kulesine bakan restoranda yedik yemeğimizi
Ben pınar köfte ve ahtapot salatası
Eşimse kaç tane olduğunu sayamadığım midye..
Dubrovnik'te balık fiyatları çok  çok uygun.
Kaliteli ve çoook bonkörler..



Sokakların görünümüne bakarmısınız..
Çok sevdim çoook :)



Birazda detay verelim.
Kupeşte efenim.
Rektörler müzesinin avlusunda bulunmakta..
Bu arada şehri rektörler topluluğu yönetiyormuş..


İşte bana göre sağda size göre solda kalan yeşiil alan Lokrum Adası
 karşısındaki ise Dubrovnik..



Burasıda şehrin Kotor tarafından girişi.Biz Bosna kısmından gelmiştik :)



Cavcat'tan da bahsedelim biraz
Sahil kasabası..
Lüks yatların marinası :)
Adriyatik'in en temiz denizi
Dalmaçya Sahillerinin gözbebeği
tamam fazla abartmayalım..
Çok gezilecek turistik yerleri yok.
Tatil için kesinlikle gelinmeli :))


Şimdi sıra Kotorda

Hani size Bosna'da nehirlerde kocaman balıklar var demiştim ya...

İşte kocaman balıklar..

Fotoğrafta küçük gözüktüklerine bakmayın :))


İşte Kotor

Küçük Dubrovnik.
Aynı mantıkta yapılmış.
Ama Dubrovnikten kat kat küçük bir şehir
Aynı Katolik kiliseler, meydanlar, çeşmeler,kütüphaneler biraz daha küçülmüş ebatlarda burada da
bulunmakta


Yer döşemelerini çok sevdim..Mermerden yapılmış..
 Yine daha önce bahsetmiştim.
Aşınmış mermer yerleri çok severim..
Bunu paylaşıp artık huzurlarınızdan ayrılıyorum..

Umarım gidecek olanlara veya günün birinde rastlayanlara yardımcı olmuşumdur..
Kesinlikle gidilip görülmesi gereken yerler arasında..

Takip edip,sabırla okuduğunuz ve benim duygularımı paylaştığınız için çook teşekkür ederim..
Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum
:))
A.e.olun..


9 Nisan 2012 Pazartesi

capital country club

Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.Upuzun bir ara oldu.

Neler yaptım...

Aslında bol koşturmacalı geçti...

Ara ara bloguma uğradım.

2-3 hafta önceydi sanıyorum bir bakınayım derken çok sevdiğim bir iki arkadaşımın

bloglarını kapattığını gördüm...

İçim bir değişik oldu.Bir Allaha ısmarladık demeden

gitmeleri veya bir açıklama yapmamaları kafamda şimşekler çakmasına sebep oldu.

Benim neyi neden yaptığımı insanlar ne yapsın?.....Gibisinden sorularla boğula boğula

iyice uzaklaştım blogumdan sizlerden...

Sonra bak kimse farkında değil düşünceleri...

Sanki beni kim ne yapacaksa :/ Havaya girmişim ya bir kere :(

Ama son posta yapılan yorumlardan sonra ölen hücrelerimden bir filiz yeşermeye başladı..

Veeee
Gördüğünüz üzere dayanamadım geldim :)

Lafı uzatmadan dolandırmadan (kısa bir açıklama yapma gereği duydum) başlığımıza konu olan mekana geçelim :)

Ankarada Bursaya nazaran gezip görülecek yerler anlamında oldukça sıkıntılı...

Heleki upuzuun bir kış döneminden çıkmışken.

Bizde dün tek amacımız ata binmek diyerek çıktık yola.

Capital Country Club beni benden aldı.

Mekanın fotoğrafları yok ne yazıkki.Aslında makinem yanımdaydı fakat her tarafta güzelim atlar

varken etraf yemyeşil güneşte şahaneyken aklımın ucundan bile geçmedi fotoğraf çekmek..

Olsun bu konuda sizi üzmeyeceğim.Derslere gittiğimde bol bol fotoğraf çekerim.

Şimdilik size dün tanıştığım Ivoryden bahsetmek istiyorum :)



Önce atımızla tanışalım.
Ne tatlı öyle değil mi ?
En sevdiğim hayvanlar arasında ilk sıradadır...


Tanışma faslı dedik ama ben dayanamadım Orçun misali
Hemen bir sarılıp sarmalamalar :))


Gördüğüm en temiz ahırdı.Hiç mi bir koku olmaz.
Tesis şahane.
Heleki İzmirden , İstanbuldan , Eskişehirden  yarışmalar  için gelen yabancı atlar olmasına rağmen...
İvory 17 yaşında bir erkek..Takribi insan yaşına göre 59 yaşındaymış..
o bir öğretmen at.
Ve bundan sonra banada biniciliği öğretecek inşallah.
Bu sadece tanışma postuydu.
Devamı  yakın zaman sonra :))


Bir tanede komik resim koyup kaçıyorum...
Sizleri ve yazmayı çok özlemişim onu farkettim.
Beni yalnız bırakmayan arkadaşlarım..
Hepinizi ayrı ayrı öpüyorum..
Sevgilerimle

3 Mart 2012 Cumartesi

"SARAJEVO" (saraybosna gezi notlarım)

Dışarda fırtına koparken evde kalmanın güzelliği ile uzunca zamandır uğrayamadığım bloguma dönüş yaptım :)
Ve ne çok özlediğimi anladım :(
Zaten yüklemiş olduğum fotoğraflardan anlaşılacaktır (İlk kez bu kadar bol fotoğraflı bir post olacak)
Evet fotoğraf çok olunca hiç anlatma kısmını fazla uzatmayacağım.
Sabırla okuduğunuz için şimdiden çok teşekkür ederim :)
Evet güzeller güzeli  Bosnayı gezmeye başlayalım mı?
Ne duruyoruz buyrun :))
Sırbistan dan Bosnaya Karakaya Kapısından giriş yaptıktan sonra DRİNA Nehri nin
müthiş görselliği ile gözlerimiz kamaştı.İtiraf ediyorum hiç hayal ettiğim gibi çıkmadı :( Hatta böylesini hayal edemezmişim....
Drina derin demekmiş.Hatta Fatih Sultan Han fetihten 10 sene sonra Avrupa gezisinde Tuna'nın bu kolunu atıyla geçmek istemiş fakat çok derin olduğunu anlayarak ordusuna "burası çok derin" dediği ve nehrin adının buradan geldiği rivayetleri var...

Bakınız tam tipik OSMANLI evi.Öyle güzelki favori fotoğraflarımdan keşke içinide gezebilme şansım olsaydı :(
Para Birimi Konvertibilnih Mark yani KM.
Ve 100 Euro = 195 KM.
Şunu söylemeliyim ki hayatımda beni kendine bu kadar hayran bırakan,
Bu kadar çabuk benimseyen ,  yabancı  olduğumu bile unutturan bir başka şehir daha görmedim.
Sanki yıllardır orda yaşıyor gibiydim.
Sanırım o muhteşem (Allah'ım nur içinde yatırsın) atalarımızın katkısı büyük
Nede olsa Bursa Osmanlı şehri :))



Burası bir Osmanlı Köprüsü
Aslında bir hikayesi de var...
1. Dünya Savaşı başlangıcında Sırpların Avusturya Veliahtını öldürmesi olayını biliriz tarih derslerimizden.
İşe olay tam bu köprüde olmuş.Eski siyah - beyaz fotoğrafların gösterildiği birde müzeside var.Mutlaka görün..


Dış görünüşüne hayran kaldığımız içine girdiğimizde ise bizi hemen kucaklayıveren Osmanlı Camisi hemen köprünü bitiminde.
Adını anımsayamıyorum :(( Kusura bakmayın...


İçerde teyzeler bana boşnakça birşeyler söylediler.Pek anlamadım.Türkiye falan dedim.Türkiye denince beni sarıp sarmaladılar :))
Çoook güzeldi ya.Kıyamam....




Sanırım bu fotoğraf ne demek istediğimi gayet açık anlaşılıyor...



Osmanlı mimarisinde en çok beğendiğim unsurlardan biridir saçaklar.Bakır veya tunç kaplama geniş saçaklar....
Görünce dayanamadım..
Ayak izlerinin aşındırdığı mermer basamaklar...
Mermer kaplama sütunlar...
Böylesi gözalıcı olamazlar :)


Bu da bir başka camii.
Baş Çarşı içindeki ve en çok rağbet edilen camiisi
Ferhad (Ferhadija) Camii
İçini görmek nasip olmadı.
Ezan vakti dışında yaz mevsimi olduğu için kapıları kilitli.Vakit zamanında bu camiiye yetişemedik :((
Ama bahçesi bile yeter ıhlamur ağaçlarının insanın gönlüne işleyen o kokusu,
dalların bolluktan taşıyamayacak kadar sarkması....
Bıraksalar koca bir gün camii avlusunda sıkılmadan saatlerce o atmosferde oturabilirdim :))
Mutlaka gidinn



Ah keşke alo paket servisleri olsa :(
Öyle çok özledim ki...
Kaç porsiyon yediğimi hatırlayamadığım Kevabi...
Pide içinde yanında bol soğan eşliğinde güzelll köfteler :)
Hemde inanılmaz ucuz.Helal kesim ve et yemekleri şa-ha-ne :))
Bir porsiyon kevabi 6 KM
Yanında yoğurdumsu koyukıvamlı ayranla beraber tüketiniz....
Birde resmini bulamadığım burek var....
Kesinlikle ve kesinlikle türkiyede satılmalı..
Yok böyle bir tat.
Kıymalı boşnak böreği
Porsiyonu 3KM ve tabağı kesinlikle tek bitiremezsiniz....
Ve yine söylüyorum yemek konusunda asla sıkıntı yaşamayacağınız bir yer Bosna ;))



Bursa yı bilenler bu iki kardeş şehrin simgesi Osmanlı Çeşmesini iyi bilirler.
Bursada Fomara meydanını süsleyen bu çeşme Bosna da başçarşı girişinde yer almakta :))
Akşam üzerine doğru 7. Uluslararası Bosna Müzik Festivaline katıldık.Kimler tarafından yapıldığı bilmiyorum ama 1 tane opera binaları var.Binada bence mimar olarak diyorum görülmeye değer :))


 
İkinci günümüze çarşılarını gezmekle başladık.Hatta çok güzel bir şalvar buldum kendime
hemen de geçirdim üstüme ;))
Müslümanlar , ortodokslar , katolikler ,museviler... birçok din birarada yaşıyor Bosnada...


Ahh muhteşem kahveleri.
Kulpsuz fincanda bakır cezvede ve kömürde pişmiş tam ağzıma göre ;))



Hemen sıkılmayın daha yarılamadık bile SARAJEVO yu :)
Bosna'nın ilk Cumhur Başkanı Aliye İzzet BEGOVİÇ 'in kabrini ziyaret etmeden olmaz..
Yanında yakınında o kadar çok şehit varki!!
Hatta şehir içindeki ibretlik bombalanan binaların fotoğraflarını bilerek koymadım...
Lütfen gidin ve kendi gözlerinizle alçak insanların müslümanlara yaptığı zulmü , eziyetleri , dumanı bile tüten savaş ateşlerini görün...

Allah hepinizi nur içinde yatırsın...


 Şehitliğin yanından Tabyalara doğru yürümeye başladık.Dik yokuşlardan.
Tabyalarda Osmanlı zamanında yapılan kale kalıntıları...
Fakat manzara o yokuşu çıkmaya ve güneşin batışını bu manzara eşliğinde izlemeye değer...
Hemde BUREK  yemek için yer açmak lazım canım ;))



Yok böyle bir manzara.Eşsiz doğa...
Şehrin doğu girişi..
Ve atalarımızın kale yapısı
Tabya...


Sanırım biraz bakıma ihityaç var :((
Uuuvv şalvarıma bakıııın :P



Bu muhteşem güzellik te nedir aman Ya Rabbim...
(Kendime demiyorum yanlış anlaşılmasın )
:P

Bosnanın yeraltı su kaynağı ILICA...
Ben bu kadar berrak bir su kaynağı daha görmedim...
Mis gibi..


Şu annesini takip eden minik böcek ördekleri görüyormusunuz..


Eğer müsaade varsa size yanımda görmüş olduğunuz teyzeden bahsetmek istiyorum :))
Bilerek ve hatta gülmekten konuşamayacak hale getiren bir teyze bu yanımda gördüğünüz...
Gezi boyu beni gözleriyle yedi bitirdi.
Her hareketimi , ne yaptığımı hep bu bakışlarla izledi...
Amaaaa
İtiraf ediyorum bu yaşına rağmen , acayip hareketlerine rağmen ben bu teyzeyi çok sevdim ya...
Napıyim..
Seviyorum arkadaş
Belkide yüz asıp, somurtmam gerekiyordu ama ben sevdim
Gülümsedim hep :))
Belkide ondan bir gerginlik çıkmadı :(((
Çıksa çok üzülürdüm..
Neyse teyzecim eğer gün olurda bloguma denk gelirde resmini görürsen adını hatırlamasamda ben seni çok eğlenceli ve enerjik bulmuştum...
Seniçok sevmiştim ....



Bakın kendi arkadaşlarından kopmuş gene gelmiş benim peşime :))
Çoook tatlıydın teyze yaaa :)


Efenim 1682 tarihli KONJİ köprüsü..
Tabiki Osmanlı eseri..
Bu nehirde kocaman balıklar vardı.Niye kimse tutmuyordu anlamış değilim..
O kadar çok balık vardı ki...
Berraklıkta sınır yok :))




Mostar Şehrine yaklaştığımız nasıl belli...
Sadece 2 resim koyuyorum savaşla ilgili..


İnanamayıp elimle delikleri elledim hala mermiler içinde duruyor.
Boş kovanlar var yerlerde :((
Çok üzücü.............


Efendim minyatür mostar köprüsü...
Osmanlı mimarları o kadar zeki insanlarki
Bir yer fethedildiği zaman bir nehir veya inşaa edilecek bir eserin minyatürünü hemen uygulamaya başlıyorlar..
Bir sıkıntı durum oluşmasın diye..
Bu köprüde küçücük mostar minyatürü...


Taş çatı..
Taş duvar..
Ve yeni mostar Köprüsü..


Doğa güzelliği...


Çıktığımız bir minare tepesinden çektiğimiz enfes görüntüler....

Ve son olarakta
Bektaşi Tekkesi...
Ve doğal güzelliği....


Efendim gezi günlüklerim devam edecek..
Bosna hakkında yazılacak , anlatılacak çok şey var..
Sıkmadan ve fazla detaya girmeden paylaştım..
Gidip görülmesi gereken en güzel ülkeler sırasında ilk sırada bana göre...
Faydam dokunduysa ne ala..
Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum...
A.e.Olun....